Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Nedir?
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, bir şirketin kanunen sahip olduğu ayrı tüzel kişilik ve malvarlığı bağımsızlığının, somut olayda hakkın kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla dikkate alınmamasını ifade eden istisnai bir hukuk kurumudur.
Türk hukukunda şirket, ortaklarından ve yöneticilerinden bağımsız bir tüzel kişiliğe sahiptir. Bu nedenle şirketin borçlarından kural olarak şirketin kendisi sorumludur. Özellikle anonim ve limited şirketlerde ortakların sorumluluğu, kural olarak şirkete koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlıdır. Şirketin borçlu olması, tek başına ortakların veya şirketle bağlantılı başka tüzel kişilerin doğrudan sorumlu tutulması sonucunu doğurmaz.
Bununla birlikte tüzel kişilik, hukuken tanınmış bir sorumluluktan kaçınma aracı değildir. Şirket yapısı; alacaklıları zarara uğratmak, malvarlığını gizlemek, mevcut borçlardan kaçmak, sözleşmesel yükümlülükleri etkisiz bırakmak veya kanunun emredici hükümlerini bertaraf etmek amacıyla kullanılıyorsa, tüzel kişilik ilkesinin arkasına sığınılması hukuken korunmayabilir.
Bu durumda mahkeme, şirket ile ortak, yönetici, hâkim şirket veya başka bir grup şirketi arasındaki görünüşteki ayrılığın somut olayda gerçekten mevcut olup olmadığını araştırır. Ayrı tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı sonucuna ulaşılırsa, şirketin arkasındaki gerçek ekonomik ilişkinin ve fiilî sorumluluk yapısının değerlendirilmesi gündeme gelir.
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, şirketin tüzel kişiliğinin ortadan kaldırılması veya şirketin bütün borçlarının otomatik olarak ortaklara aktarılması anlamına gelmez. Bu kurum, kural olarak belirli bir işlem, belirli bir borç veya belirli bir uyuşmazlık bakımından uygulanır.
Tüzel Kişilik İlkesinin Temelinde Hangi Hukuki Kurallar Bulunur?
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması bakımından temel hukuki dayanak, Türk Medenî Kanunu’nun dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılmasının hukuk düzeni tarafından korunmayacağına ilişkin düzenlemesidir.
Türk Medenî Kanunu m. 2 – Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması
Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.
https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=4721&mevzuatTur=KANUNLAR&mevzuatTertip=5
Bu düzenleme, tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına ilişkin bütün uyuşmazlıkları tek başına çözen özel bir hüküm değildir. Ancak şirketin ayrı tüzel kişiliğine dayanma hakkının dürüstlük kuralına aykırı biçimde kullanıldığı durumlarda, mahkemeye genel bir hukuki değerlendirme ölçütü sağlar.
Ticaret şirketlerinin ayrı tüzel kişiliği ise Türk Ticaret Kanunu sisteminin temelini oluşturur:
Türk Ticaret Kanunu m. 124 – Ticaret Şirketleri ve Sermaye Şirketleri
(1) Ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir.(2) Bu Kanunda, kollektif ile komandit şirket şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket sermaye şirketi sayılır.
https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6102&mevzuatTur=KANUNLAR&mevzuatTertip=5
Buradan hareketle, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, şirketler hukukunun temel kuralı değil; ayrı tüzel kişilik ilkesinin kötüye kullanıldığı istisnai hâllerde başvurulan bir hukuki değerlendirme yöntemidir.
Ayrı Tüzel Kişilik ve Malvarlığı Ayrılığı İlkesi
Bir şirketin tüzel kişilik kazanmasıyla birlikte şirket malvarlığı, ortakların kişisel malvarlığından ayrılır. Şirketin sahip olduğu taşınmazlar, araçlar, banka hesapları, ticari işletme unsurları ve alacaklar kural olarak şirketin malvarlığına aittir.
Ortak, şirketin malvarlığının doğrudan sahibi değildir. Ortağın sahip olduğu hak, şirket malvarlığındaki belirli bir mal üzerinde mülkiyet hakkı değil; pay sahipliği veya ortaklık hakkıdır. Bu ayrım, özellikle şirket alacaklılarının ve ortakların kişisel alacaklılarının korunması bakımından büyük önem taşır.
Örneğin bir limited şirketin banka hesabında bulunan para, ortaklardan birinin kişisel parası olarak kabul edilemez. Aynı şekilde şirket adına kayıtlı bir taşınmaz da sırf şirketin tek ortağı bulunduğu için ortağın kişisel malı sayılmaz. Şirketin tek ortaklı olması, şirket ile ortağı arasındaki tüzel kişilik ayrılığını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle bir alacaklının yalnızca “şirketin tek ortağı vardır”, “şirket tamamen bir kişinin kontrolündedir” veya “şirket ile başka bir şirket aynı gruba dahildir” şeklindeki iddialarla ortak ya da grup şirketine başvurması kural olarak mümkün değildir. Perdenin kaldırılması için, bu görünürdeki ayrılığın belirli bir amaçla ve kötüye kullanım niteliğinde kullanıldığının ortaya konulması gerekir.
Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Hangi Durumlarda Gündeme Gelir?
Her somut olay kendi özelliklerine göre değerlendirilir. Bununla birlikte aşağıdaki hâller, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması iddiasının gündeme gelmesine neden olabilir:
Şirketin ortak veya yönetici tarafından kişisel malvarlığı gibi kullanılması
Şirket banka hesabının ortağın kişisel harcamaları için kullanılması, şirket gelirlerinin kişisel borçların ödenmesinde değerlendirilmesi veya şirket adına kayıtlı malların ortak tarafından herhangi bir bedel ödenmeden kullanılması, malvarlığı ayrılığının ihlal edildiğini gösterebilir.
Burada önem taşıyan husus, tek bir münferit işlemin bulunması değil; şirket kaynaklarının sürekli, sistematik ve şirketin faaliyet amacıyla bağdaşmayacak biçimde kişisel amaçlara tahsis edilmesidir.
Şirket malvarlığının ilişkili kişilere aktarılması
Şirket borçlarının doğmasından veya alacaklının takip hakkının ortaya çıkmasından sonra şirketin taşınmazlarının, araçlarının, ticari mallarının veya banka varlıklarının ortaklara ya da ilişkili şirketlere devredilmesi, perde kaldırma iddiası bakımından önem taşır.
Devrin gerçek bir ticari işlem olup olmadığı; bedelin ödenip ödenmediği, bedelin piyasa değerine uygunluğu, işlemin şirket kayıtlarına doğru biçimde yansıtılıp yansıtılmadığı ve şirketin devirden sonra faaliyetini sürdürebilecek malvarlığına sahip olup olmadığı birlikte incelenir.
Şirketin yalnızca borç üstlenen bir araç olarak kullanılması
Bazı durumlarda bir şirket, gerçek bir ticari faaliyet yürütmek için değil, belirli borç ve riskleri üzerinde bırakmak amacıyla kullanılabilir. Şirketin bütün varlıkları başka kişilere veya şirketlere aktarılırken borçların şirket üzerinde bırakılması, bu yöndeki bir kötüye kullanımın göstergesi olabilir.
Özellikle şirketin kuruluşundan kısa süre sonra yüksek miktarda borçlandırılması, buna karşılık şirket malvarlığının baştan itibaren yetersiz bırakılması veya şirketin tahsil imkânlarını ortadan kaldıracak işlemlere yöneltilmesi, olayın bütünlüğü içinde değerlendirilir.
Şirketler arasındaki malvarlığı karışıklığı
Aynı ekonomik yapı içerisinde bulunan şirketlerin banka hesaplarını, personelini, muhasebesini, ticari mallarını ve sözleşmelerini birbirinden ayırt edilemeyecek biçimde kullanması, şirketlerin fiilî bağımsızlığı konusunda tereddüt oluşturabilir.
Ancak aynı adresin, aynı markanın veya aynı personelin kullanılması tek başına yeterli değildir. Ticari gruplarda ortak hizmet birimlerinin bulunması ve aynı markadan yararlanılması olağan olabilir. Belirleyici olan, şirketlerin hukuken ve ekonomik olarak bağımsız karar alıp almadığı ve bu ilişkilerin alacaklıları zarara uğratacak biçimde kullanılıp kullanılmadığıdır.
Hâkim şirketin bağlı şirketi zarara uğratması
Şirketler topluluğunda hâkim şirket, bağlı şirket üzerinde yönlendirici bir güce sahip olabilir. Bu gücün bağlı şirketin aleyhine, hâkim şirketin veya topluluk içindeki başka bir şirketin menfaatine kullanılması belirli şartlarda sorumluluk doğurabilir.
Türk Ticaret Kanunu, hâkim şirketin hâkimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanamayacağını düzenlemektedir:
Türk Ticaret Kanunu – Hâkimiyetin Hukuka Aykırı Kullanılması
(1) a)Hâkim şirket, hâkimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanamaz. Özellikle bağlı şirketi, iş, varlık, fon, personel, alacak ve borç devri gibi hukuki işlemler yapmaya; kârını azaltmaya ya da aktarmaya; malvarlığını ayni veya kişisel nitelikte haklarla sınırlandırmaya; kefalet, garanti ve aval vermek gibi sorumluluklar yüklenmeye; ödemelerde bulunmaya; haklı bir sebep olmaksızın tesislerini yenilememek, yatırımlarını kısıtlamak, durdurmak gibi verimliliğini ya da faaliyetini olumsuz etkileyen kararlar veya önlemler almaya yahut gelişmesini sağlayacak önlemleri almaktan kaçınmaya yöneltemez; meğerki, kayıp, o faaliyet yılı içinde fiilen denkleştirilsin veya kaybın nasıl ve ne zaman denkleştirileceği belirtilmek suretiyle en geç o faaliyet yılı sonuna kadar, bağlı şirkete denk değerde bir istem hakkı tanınsın.
https://www.mevzuat.gov.tr/File/GeneratePdf?mevzuatNo=6102&mevzuatTur=KANUNLAR&mevzuatTertip=5
Bu düzenleme, her şirketler topluluğu ilişkisinde doğrudan tüzel kişilik perdesinin kaldırılacağı anlamına gelmez. Bazı uyuşmazlıklarda hâkim şirketin sorumluluğu, doğrudan perde kaldırma teorisine değil, Türk Ticaret Kanunu’nda şirketler topluluğu için öngörülen özel sorumluluk hükümlerine dayandırılabilir.
Düz Perdenin Kaldırılması
Düz perde kaldırma, şirketin borçlarından veya yükümlülüklerinden şirketin arkasındaki ortak, yönetici ya da hâkim şirketin de sorumlu tutulmasının talep edildiği durumdur.
Örneğin bir şirketin tüm malvarlığı ortaklarına devredilmiş, şirket borçları ödenmemiş ve ortaklar şirketin ayrı tüzel kişiliğine dayanarak alacaklıların taleplerini sonuçsuz bırakmaya çalışmış olabilir. Böyle bir olayda alacaklı, şirket ile ortak arasındaki ayrılığın kötüye kullanıldığını ileri sürebilir.
Düz perde kaldırma iddiasında aşağıdaki noktalar önem taşır:
• Ortak veya hâkim şirketin şirket üzerinde fiilî ve yoğun bir kontrolünün bulunması,
• Şirket kararlarının bağımsız biçimde alınmaması,
• Şirket malvarlığının ortak veya hâkim şirket malvarlığıyla karıştırılması,
• Şirket varlıklarının karşılıksız ya da düşük bedelli olarak devredilmesi,
• Şirketin alacaklılardan kaçınmak amacıyla kullanılması,
• Kötüye kullanım ile alacaklının uğradığı zarar arasında nedensellik bağı bulunması.
Bununla birlikte yalnızca şirketin borcunu ödeyememesi, iflas etmesi veya ekonomik olarak zor durumda bulunması, ortağın doğrudan sorumluluğu için yeterli değildir. Ticari faaliyetin zararla sonuçlanması, tek başına tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanıldığı anlamına gelmez.
Ters Perdenin Kaldırılması
Ters perde kaldırma, gerçek kişinin veya şirket ortağının kişisel borçları bakımından şirkete ait malvarlığına başvurulmasının gündeme geldiği hâlleri ifade eder.
Örneğin bir kişi kişisel borçlarını ödememek amacıyla kendisine ait malvarlığını tamamen kontrol ettiği şirkete aktarmış ve şirketi kişisel malvarlığını gizlemek için kullanmış olabilir. Böyle bir durumda alacaklı, şirket ile borçlu arasındaki tüzel kişilik ayrılığının kötüye kullanıldığını ileri sürebilir.
Ancak ters perde kaldırma, ortağın şirketin bütün malvarlığı üzerinde kişisel mülkiyet hakkı bulunduğu anlamına gelmez. Şirket malvarlığı ile ortak malvarlığı arasındaki ayrılık, burada da temel kuraldır. İstisnai müdahale için şirketin gerçekten bağımsız bir ekonomik varlık olarak faaliyet göstermediği ve şirket yapısının kişisel borçlardan kaçınmak amacıyla kullanıldığı somut delillerle ortaya konulmalıdır.
Organik Bağ Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Anlamına Gelir mi?
Uygulamada “organik bağ” kavramı, birden fazla şirket arasında ortak yönetici, ortak, adres, marka, personel, muhasebe düzeni veya ekonomik ilişki bulunmasını ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır.
Organik bağın varlığı, özellikle işçilik alacakları, ticari alacaklar ve şirketler arası sorumluluk uyuşmazlıklarında araştırılabilir. Ancak organik bağ ile tüzel kişilik perdesinin kaldırılması aynı kavram değildir.
Birden fazla şirketin aynı ortaklara sahip olması veya aynı grup içerisinde faaliyet göstermesi, tek başına bu şirketlerin birbirlerinin borçlarından sorumlu olacakları anlamına gelmez. Organik bağın sorumluluk doğurabilmesi için, şirketler arasındaki ilişkinin somut olayda tüzel kişilik ayrılığını anlamsızlaştıracak veya alacaklıları zarara uğratacak biçimde kullanıldığının gösterilmesi gerekir.
Bu nedenle “organik bağ vardır” şeklindeki soyut bir iddia yeterli değildir. Hangi şirketin hangi işlemi yaptığı, hangi malvarlığının hangi şirkete aktarıldığı, kararların kim tarafından alındığı, borç doğduktan sonra ne tür işlemler gerçekleştirildiği ve bu işlemlerin alacaklıya nasıl zarar verdiği açıklanmalıdır.
Sermaye Yetersizliği Perde Kaldırma Nedeni Olabilir mi?
Şirketin sermayesinin faaliyet alanına göre yetersiz olması, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması bakımından dikkate alınabilecek göstergelerden biridir. Özellikle yüksek miktarda borç ve risk üstlenen bir şirketin, baştan itibaren bu riskleri karşılamayacak düzeyde sermayeyle kurulması veya faaliyet göstermesi, şirketin yalnızca borç üstlenen bir araç olarak kullanıldığı iddiasını güçlendirebilir.
Bununla birlikte her sermaye yetersizliği, ortakların şirket borçlarından sorumlu tutulması sonucunu doğurmaz. Ticari faaliyetlerde zarar etme ve ödeme güçlüğüne düşme riski vardır. Mahkeme, sermaye yetersizliğinin gerçek bir ticari başarısızlığın sonucu mu, yoksa alacaklıları zarara uğratmak amacıyla planlanmış bir yapı mı olduğunu araştırır.
Bu değerlendirmede şirketin faaliyet konusu, üstlendiği riskler, kuruluş tarihi, borçların doğum zamanı, ortakların şirkete yaptığı sermaye ve finansman katkıları, şirket varlıklarının devredilip devredilmediği ve şirketin ticari kararlarının bağımsızlığı önem taşır.
Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması İçin Hangi Deliller Kullanılabilir?
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması iddiası, somut ve birbirini tamamlayan delillerle ortaya konulmalıdır. Uyuşmazlığın niteliğine göre aşağıdaki deliller önem taşıyabilir:
1. Ticaret sicili kayıtları,
2. Şirket ana sözleşmesi ve pay devir belgeleri,
3. Yönetim kurulu veya müdürler kurulu kararları,
4. Genel kurul kararları,
5. Banka hesap hareketleri,
6. Cari hesap kayıtları,
7. Faturalar ve sevk irsaliyeleri,
8. Ticari defterler,
9. Bilirkişi incelemesi,
10. Vergi inceleme raporları,
11. Konkordato veya iflas dosyaları,
12. Tapu, araç ve diğer sicil kayıtları,
13. Şirketler arasındaki sözleşmeler,
14. E-posta yazışmaları ve ticari talimatlar,
15. Personel ve muhasebe kayıtları,
16. Şirketler arasındaki para transferleri,
17. Malvarlığı devirlerine ilişkin belgeler,
18. Tanık anlatımları,
19. Keşif ve yerinde inceleme,
20. Elektronik kayıtlar ve ticari iletişim belgeleri.
Özellikle borcun doğumundan sonra yapılan malvarlığı devirleri bakımından işlem tarihi büyük önem taşır. Alacaklının hakkı doğduktan sonra şirket varlıklarının ilişkili kişilere aktarılması, şirketin malvarlıksız bırakılması ve devir bedelinin gerçekte ödenmemesi, iddianın ispatında etkili olabilir.
Bunun yanında tek bir delil yerine delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Örneğin aynı adresin kullanılması tek başına yeterli olmayabilir; ancak aynı adres, ortak personel, ortak banka hesabı, karşılıksız malvarlığı devri ve bağımsız karar alma mekanizmasının bulunmaması ile birlikte değerlendirildiğinde farklı bir hukuki anlam kazanabilir.
İspat Yükü ve Somutlaştırma Gerekliliği
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını isteyen taraf, kural olarak iddiasını somutlaştırmalı ve dayandığı vakıaları ispatlamalıdır. “Şirket aslında ortağın şirketidir” veya “şirketler birbirinin devamıdır” biçimindeki genel ifadeler, tek başına yeterli değildir.
İddiada en azından şu soruların cevaplandırılması gerekir:
• Hangi şirket veya kişi sorumlu tutulmak istenmektedir?
• Hangi borç veya işlem bakımından perde kaldırılması talep edilmektedir?
• Tüzel kişilik ayrılığı hangi somut işlemle kötüye kullanılmıştır?
• Malvarlığı hangi tarihte ve hangi bedelle devredilmiştir?
• Devri yapan ve devralan kişiler veya şirketler arasındaki ilişki nedir?
• Şirket varlıkları hangi amaçla aktarılmıştır?
• Bu işlem alacaklının tahsil imkânını nasıl ortadan kaldırmıştır?
• Hangi deliller bu iddiaları doğrulamaktadır?
• Kötüye kullanım ile zarar arasında nasıl bir nedensellik bağı bulunmaktadır?
Bu sorular cevaplanmadan ileri sürülen soyut perde kaldırma iddiası, ispat bakımından zayıf kalabilir. Dava veya savunma dilekçesinde olayların tarih, kişi, yer, işlem ve sonuç unsurlarıyla açıklanması gerekir.
Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ile Şirket Yöneticisinin Sorumluluğu Arasındaki Fark
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ile yöneticinin sorumluluğu birbirinden farklı hukuki kurumlardır.
Şirket yöneticisinin sorumluluğu, yöneticinin kanuna, şirket sözleşmesine veya özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından doğabilir. Bu durumda sorumluluğun kaynağı, tüzel kişiliğin yok sayılması değil; yöneticinin kendi kusurlu davranışıdır.
Örneğin yönetici şirket malvarlığını hukuka aykırı biçimde üçüncü kişilere aktarmış, şirketi zarara uğratmış veya görevini özenle yerine getirmemişse, yöneticinin sorumluluğu ayrıca değerlendirilebilir. Böyle bir durumda doğrudan perde kaldırma iddiası yerine yöneticinin kusurlu eylemine dayalı tazminat talebi daha uygun olabilir.
Bu nedenle hukuki uyuşmazlıkta yalnızca “tüzel kişilik perdesinin kaldırılması” kavramına dayanmak yerine, olayın niteliğine göre aşağıdaki hukuki yolların birlikte değerlendirilmesi gerekir:
• Şirket yöneticisinin sorumluluğu,
• Hâkim şirketin sorumluluğu,
• Haksız fiil sorumluluğu,
• Sözleşmeye aykırılık,
• Muvazaa,
• Alacaklılardan mal kaçırmaya ilişkin hükümler,
• İcra ve iflas hukukuna dayalı talepler,
• Şirketler topluluğuna ilişkin özel düzenlemeler.
Hâkim Şirketin ve Bağlı Şirketin İlişkisi
Şirketler topluluğunda bir şirketin diğer şirket üzerinde hâkimiyet kurması, tek başına hukuka aykırı değildir. Ticari gruplar içinde ortak yönetim, finansman, marka kullanımı ve stratejik yönlendirme olağan olabilir.
Ancak hâkim şirket, bağlı şirketi kendi veya başka bir grup şirketinin menfaatine ve bağlı şirketin zararına yönlendiriyorsa hukuki sorumluluk gündeme gelebilir. Özellikle bağlı şirketin piyasa koşullarına aykırı biçimde mal, fon veya alacak devrine zorlanması; borçlandırılması; kefalet veya garanti vermeye yönlendirilmesi; kârının aktarılması ya da faaliyetinin sürdürülemez hâle getirilmesi önem taşır.
Bu tür işlemlerde bağlı şirketin uğradığı kaybın denkleştirilip denkleştirilmediği de ayrıca araştırılır. Bağlı şirketin zararı aynı faaliyet yılı içinde giderilmiş veya buna karşılık denk değerde bir istem hakkı tanınmışsa hukuki değerlendirme farklılaşabilir.
Dolayısıyla şirketler topluluğunda ortaya çıkan her zarar, otomatik olarak tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını gerektirmez. Bazı durumlarda sorumluluk, tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına değil, hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılmasına ilişkin özel hükümlere dayanır.
Perdenin Kaldırılması Hangi Hukuki Sonuçları Doğurabilir?
Mahkeme, tüzel kişilik yapısının somut olayda kötüye kullanıldığı sonucuna ulaşırsa, olayın özelliklerine göre çeşitli hukuki sonuçlar doğabilir.
Bunlar arasında şu ihtimaller yer alabilir:
• Ortak veya hâkim şirketin belirli borçtan sorumlu tutulması,
• Belirli malvarlığı devirlerinin alacaklıya karşı ileri sürülememesi,
• Şirket yöneticileri hakkında tazminat sorumluluğu değerlendirilmesi,
• Hâkim şirketin bağlı şirketi uğrattığı zararı gidermesine karar verilmesi,
• İlişkili şirketler arasındaki işlemlerin gerçek niteliğinin araştırılması,
• Haksız biçimde aktarılan malvarlığının iadesi veya tazminat talebi,
• İcra ve iflas sürecinde malvarlığı hareketlerinin incelenmesi,
• Belirli bir işlem bakımından şirket ile ortak arasındaki ayrılığın dikkate alınmaması.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kararın kapsamıdır. Perdenin kaldırılması, kural olarak şirketin tüm hukuki varlığının yok sayılmasını veya bütün borçların ortaklara yükletilmesini ifade etmez. Mahkeme, hangi işlem veya davranışın kötüye kullanıldığını ve bu davranışın hangi zarara neden olduğunu belirlemelidir.
Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ile Muvazaa Arasındaki İlişki
Şirketler arasındaki malvarlığı devirleri, bazen gerçek bir ticari işlem görünümünde olmakla birlikte gerçekte alacaklılardan mal kaçırma amacı taşıyabilir. Bu durumda işlem, tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanılması yanında muvazaa bakımından da incelenebilir.
Devrin gerçek bir satış olup olmadığı değerlendirilirken şu hususlar önem taşır:
• Satış bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği,
• Bedelin piyasa değerine uygun olup olmadığı,
• Devralanın işlem tarihinde ödeme gücünün bulunup bulunmadığı,
• Satışın ticari defterlere işlenip işlenmediği,
• Devirden sonra malın fiilen kimin kullanımında kaldığı,
• İşlemin borcun doğumundan önce mi sonra mı yapıldığı,
• Şirketin devrin ardından mal varlıksız bırakılıp bırakılmadığı,
• İşlem için gerçek bir ticari gerekçe bulunup bulunmadığı.
Bu inceleme sonucunda işlemin görünüşteki işlemden farklı olduğu anlaşılırsa, alacaklının işlemden korunmaya yönelik farklı hukuki talepleri gündeme gelebilir. Bu nedenle hukuki strateji belirlenirken yalnızca perde kaldırma kavramına değil, işlemin niteliğine ilişkin diğer hukuki kurumlara da başvurulmalıdır.
Uygulamada En Sık Yapılan Hatalar
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması iddiasında bazı hatalar, talebin hukuki dayanıklılığını zayıflatabilir.
İlk hata, yalnızca şirketin borcunu ödeyememesini perde kaldırma sebebi olarak ileri sürmektir. Ekonomik başarısızlık ve ödeme güçlüğü, ticari hayatın doğal riskleri arasında yer alabilir.
İkinci hata, aynı ortaklık veya yönetim yapısını tek başına yeterli kabul etmektir. Şirketler aynı ortaklara sahip olabilir; bu durum şirketlerin ayrı tüzel kişiliklerini ortadan kaldırmaz.
Üçüncü hata, organik bağ kavramını açıklamadan kullanmaktır. Organik bağ iddiasının hangi somut işlem ve belgelerle desteklendiği gösterilmelidir.
Dördüncü hata, şirketler arasındaki her para transferini kötüye kullanım olarak nitelendirmektir. Grup şirketleri arasında gerçek ticari ilişki, borç, finansman veya hizmet alışverişi bulunabilir. Transferin piyasa koşullarına aykırı, karşılıksız veya alacaklıyı zarara uğratma amacı taşıdığı açıklanmalıdır.
Beşinci hata, talep ile hukuki sebep arasında bağlantı kurmamaktır. Ortaktan şirket borcunun tahsili isteniyorsa, ortaklığın varlığı değil; ortak veya hâkim şirketin tüzel kişilik yapısını hangi davranışla kötüye kullandığı ortaya konulmalıdır.
Hukuki İnceleme Yapılırken Dikkat Edilmesi Gerekenler
Bir uyuşmazlıkta tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ihtimali değerlendirilecekse, öncelikle şirketlerin ticaret sicili kayıtları ve ortaklık yapıları incelenmelidir. Ardından borcun doğum tarihi, alacağın muacceliyet tarihi, takip veya dava tarihi ve şirket malvarlığında meydana gelen değişiklikler kronolojik olarak ortaya konulmalıdır.
Bunun yanında şirketler arasındaki işlemler ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hangi malın veya paranın hangi tarihte, hangi bedelle ve hangi gerekçeyle devredildiği belirlenmelidir. Devir sonrasında şirketin faaliyetine devam edip etmediği ve alacaklıların tahsil imkânının nasıl etkilendiği açıklanmalıdır.
Banka kayıtları, ticari defterler, faturalar, cari hesaplar ve şirket kararları çoğu zaman uyuşmazlığın merkezinde yer alır. Gerekirse bilirkişi incelemesiyle şirketlerin finansal ilişkileri, transferlerin ekonomik gerekçesi ve işlemlerin piyasa koşullarına uygunluğu araştırılabilir.
Dava açılmadan önce hukuki talebin doğru nitelendirilmesi de önemlidir. Olayda doğrudan perde kaldırma, yönetici sorumluluğu, hâkim şirket sorumluluğu, muvazaa, haksız fiil veya icra ve iflas hukukuna ilişkin bir talep mi bulunduğu belirlenmelidir. Yanlış hukuki nitelendirme, deliller güçlü olsa bile talebin reddedilmesine yol açabilir.
Sonuç
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, şirketin ayrı tüzel kişiliğinin ve malvarlığı bağımsızlığının kötüye kullanıldığı hâllerde başvurulan istisnai bir hukuki kurumdur.
Şirket kurmak, birden fazla şirket oluşturmak, ortak yönetim yapısına sahip olmak veya şirketler topluluğu içinde faaliyet göstermek tek başına hukuka aykırı değildir. Hukuki müdahale için şirket yapısının belirli bir borçtan veya sorumluluktan kaçmak, alacaklıları zarara uğratmak ya da kanunun amacını etkisiz hâle getirmek amacıyla kullanıldığı somut biçimde ortaya konulmalıdır.
Perde kaldırma iddiasının güçlü olabilmesi için özellikle şu unsurların birlikte değerlendirilmesi gerekir:
• Şirketin gerçek anlamda bağımsız faaliyet yürütüp yürütmediği,
• Şirket malvarlığı ile ortak veya grup şirketi malvarlığının karışıp karışmadığı,
• Borç doğduktan sonra malvarlığı aktarımı yapılıp yapılmadığı,
• Devirlerin gerçek, karşılıklı ve piyasa koşullarına uygun olup olmadığı,
• Şirketin alacaklıları zarara uğratmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı,
• Hâkim şirketin bağlı şirketi zarara uğratıp uğratmadığı,
• Kötüye kullanım ile zarar arasında nedensellik bağının bulunup bulunmadığı,
• Bu olguların hangi somut delillerle ispatlanabileceği.
Özetle, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması otomatik bir sorumluluk mekanizması değildir. Şirket borcunun ortağa veya başka bir şirkete yükletilebilmesi için, tüzel kişilik ayrılığının somut olayda dürüstlük kuralına aykırı biçimde kullanıldığının ve bu kullanımın alacaklıyı zarara uğrattığının ortaya konulması gerekir.
Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacı taşır. Somut uyuşmazlıkta dava türü, görevli ve yetkili mahkeme, uygulanacak hukuki sebep, zamanaşımı, ispat yükü ve talep sonucu; olayın ayrıntıları ile mevcut delillere göre ayrıca değerlendirilmelidir.


