HMK ve CMK Kapsamında Yemin Usulü, Yalan Tanıklığı Önleme İşlevi ve Sosyal Psikolojik Temeli
Giriş
Tanıklık, yargılamada maddi gerçeğe ulaşmanın en önemli araçlarından biridir. Bu nedenle tanığın gerçeği söylemesini güvence altına alan yemin kurumu, yalnızca şekli bir işlem değil, doğrudan yargılamanın güvenilirliğini etkileyen temel bir usul güvencesidir. Uygulamada yemin zaman zaman kısa bir soru-cevap şeklinde, kanundaki metin tam uygulanmadan yaptırılabilmektedir. Oysa Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), yemin için belirli bir içerik ve usul öngörmektedir. Bu usulün merkezinde, tanığa görevinin öneminin anlatılması, yemin metninin açık biçimde kurulması ve tanığın bu yükümlülüğü bilinçli şekilde kabul etmesi yer alır.
Bu yazıda, tanıklıkta yemin metninin neden kanuna uygun biçimde ve mümkün olduğunca birebir söyletilmesi gerektiğini ele alıyorum. Kanaatimce bu yaklaşım hem mevzuatın lafzına ve amacına uygundur hem de sosyal psikoloji literatürünün ortaya koyduğu bilişsel çelişki ve tutarlılık ilkeleri bakımından yalan tanıklığı azaltma potansiyeli taşır. Bu nedenle yemin, sıradan bir formalite olarak değil, gerçeğe bağlılığı güçlendiren ciddi bir hukuki ve davranışsal araç olarak görülmelidir.
Konunun Hukuki Dayanağı
Tanıklıkta yemin, hem hukuk yargılamasında hem ceza yargılamasında açık biçimde düzenlenmiştir. Yemin işleminin önemi, tanığın doğruyu söyleme yükümlülüğünü görünür ve yaptırıma bağlı hâle getirmesinden kaynaklanır.
Tanığa görevinin önemini anlatmaHMK MADDE 256- (1) Tanığa dinlenmeden önce;a) Gerçeği söylemesinin önemi,b) Gerçeği söylememesi hâlinde yalan tanıklık suçundan dolayı cezalandırılacağı,c) Doğruyu söyleyeceği hususunda yemin edeceği,ç) Duruşmada mahkeme başkanı veya hâkimin açık izni olmadan mahkeme salonunu terk edemeyeceği ve gerekirse diğer tanıklarla yüzleştirilebileceği, anlatılır.
Bu hüküm, yemin işleminin yalnızca sözel bir formalite olmadığını açıkça göstermektedir. Tanığa gerçeği söylemesinin önemi, yalan tanıklığın cezai sonucu ve yemin edeceği hususu önceden anlatılmalıdır. Böylece tanıklık, bilinçlendirilmiş bir usul işlemi hâline gelir.
Yeminin zamanı ve şekliHMK MADDE 258- (1) Yemin, tanığın dinlenilmesinden önce eda edilir. (2) Yemin eda edilirken, hâkim de dâhil olmak üzere hazır bulunan herkes ayağa kalkar. (3) Hâkim tanığa, “Tanık sıfatıyla sorulacak sorulara vereceğiniz cevapların gerçeğe aykırı olmayacağına ve bilginizden hiçbir şey saklamayacağınıza namusunuz, şerefiniz ve kutsal saydığınız bütün inanç ve değerler üzerine yemin ediyor musunuz?” diye sorar. Tanık da cevaben, “Sorulacak sorulara, hiçbir şey saklamadan doğru cevap vereceğime namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum.” demekle yemin eda edilmiş sayılır.
Bu madde, yemin metninin nasıl kurulacağını açık biçimde düzenlemektedir. Kanun, genel bir “doğruyu söyle” ifadesiyle yetinmemiş; belirli bir formül öngörmüştür. Dolayısıyla uygulamada bu metnin kısaltılması, anlamı zayıflatacak şekilde özetlenmesi veya alışkanlıkla geçiştirilmesi isabetli değildir.
Tanıklara yemin verilmesiCMK Madde 54 – (1) Tanıklar, tanıklıktan önce ayrı ayrı yemin ederler. Gerektiğinde veya bir kimsenin tanık sıfatıyla dinlenilmesinin uygun olup olmadığında tereddüt varsa yemin, tanıklığından sonraya bırakılabilir. (2) Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcıları da tanıklara yemin verirler.
Ceza yargılamasında da tanıkların ayrı ayrı yemin etmesi esastır. Bu düzenleme, yemin işleminin bireysel ve dikkat çekici biçimde gerçekleştirilmesini amaçlar. Aynı zamanda tanık beyanının ciddiyetini artırır.
Yeminin biçimiCMK Madde 55 – (1) Tanığa verilecek yemin, tanıklıktan önce "Bildiğimi dosdoğru söyleyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim." ve 54 üncü maddeye göre tanıklıktan sonra verilmesi hâlinde "Bildiğimi dosdoğru söylediğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim." biçiminde olur. (2) Yemin edilirken herkes ayağa kalkar.
Ceza muhakemesinde yemin metni de kanunda belirlenmiştir. Bu metin, yalnızca genel bir dürüstlük çağrısı değil, içeriği sabitlenmiş bir usul formudur. Bu nedenle uygulamada metnin özensiz biçimde kısaltılması, kanunun öngördüğü ağırlığı zayıflatabilir.
Yalan tanıklıkTCK Madde 272- (1) Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
Yalan tanıklık suçu, yemin kurumunun caydırıcı gücünü destekleyen ceza tehdidini oluşturur. Tanığın yeminle karşı karşıya bırakılması, gerçeğe aykırı beyanda bulunmanın sonuçlarını daha somut hâle getirir.
Yalan yere yeminTCK Madde 275- (1) Hukuk davalarında yalan yere yemin eden davacı veya davalıya bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Dava hakkında hüküm verilmeden önce gerçeğin söylenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz. (3) Hükmün icraya konulmasından veya kesinleşmesinden önce gerçeğin söylenmesi halinde, verilecek cezanın yarısı indirilir.
Hukuk davalarında yalan yere yemin suçunun ayrıca düzenlenmiş olması, yemin kurumu ile gerçeğin söylenmesi arasındaki bağı açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle yemin, tanıklığı sıradan bir anlatım olmaktan çıkaran, hukuki ve ahlaki sonuç doğuran bir işlemdir.
Yemin Metninin Birebir Uygulanmasının Hukuki Önemi
Kanaatimce yemin metninin birebir uygulanması, yalnızca şekle bağlı bir hassasiyet değildir. Bu, yargılamanın güvenilirliğini doğrudan etkileyen bir zorunluluktur. Çünkü kanun koyucu yemin kurumunu, tanığın kendi iradesiyle gerçeğe bağlı kalmasını sağlamak için kurmuştur. Metnin birebir uygulanması bu amaca daha uygundur.
1. Kanuni form korunur
HMK ve CMK, yeminin nasıl kurulacağını açıkça göstermektedir. Bu yüzden yemin, serbest anlatımla değil, kanuni forma sadakatle yapılmalıdır.
2. Tanık dikkatini toplar
Metni birebir tekrar etmek, tanığın işlemi yalnızca duyması değil, bilinçli şekilde içselleştirmesi sonucunu doğurur. Bu da beyanın ciddiyetini artırır.
3. Gerçeğe aykırı beyanı zorlaştırır
Tanık, kendi ağzıyla dürüstlük sözü verirken bir iç denetim mekanizması çalışır. Bu durum, yalan beyan eğilimini psikolojik olarak zayıflatabilir.
4. Tutanak güvenilirliği güçlenir
İleride usul itirazı veya kanun yolu denetimi söz konusu olduğunda, metnin kanuna uygun uygulanmış olması yargılamanın güvenilirliğini artırır.
5. Uygulama birliği sağlar
Her mahkemede farklı uzunlukta, farklı kelimelerle veya farklı vurgularla yapılan yemin işlemi yerine standart formun korunması, uygulama birliğini güçlendirir.
Sosyal Psikoloji Bu Yaklaşımı Nasıl Destekliyor?
Bu konuda sosyal psikoloji literatürünün sunduğu açıklamalar, hukuki yaklaşımı güçlendirmektedir. Özellikle bilişsel çelişki ve iki yüzlülük farkındalığı oluşturma kavramları, yemin kurumunun neden etkili olabileceğini göstermektedir.
Bilişsel çelişki
Kişi, kendisini dürüst ve tutarlı biri olarak görmek ister. Yemin ederken doğruyu söyleme sözü verip sonrasında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak, kişinin kendi algısıyla davranışı arasında çelişki yaratır. Bu çelişki, içsel rahatsızlık doğurur ve yalan söyleme eğilimini azaltabilir.
İki yüzlülük farkındalığı oluşturma
Araştırmalarda, kişiye önce doğru davranışın anlatılması, ardından kendi davranışının bu ilkeye aykırı olduğunun fark ettirilmesi, davranışın düzelmesine katkı sağlayabilmektedir. Tanığa yemin metninin birebir tekrar ettirilmesi de benzer bir işlev görebilir. Kişi doğru davranışı kendi sesiyle kurar ve bu taahhüdün psikolojik ağırlığını daha yoğun hisseder.
Bu nedenle yemin metninin birebir söyletilmesi, yalnızca usule uygunluk bakımından değil, aynı zamanda davranışsal caydırıcılık açısından da anlamlıdır. Tanık, kendisini sadece bir bilgi aktarıcısı olarak değil, doğruyu söyleme sözü veren bir kişi olarak görmeye başlar.
Uygulamada Kısaltılmış Yemin Neden Sorun Yaratabilir?
Uygulamada yemin bazen “Doğruyu söyleyeceğine yemin eder misin?” gibi kısa bir ifadeyle geçiştirilebilmektedir. Bu tür bir yaklaşım, ilk bakışta yeterli gibi görünse de kanunun öngördüğü ciddiyeti tam olarak karşılamayabilir.
Kısaltılmış uygulamanın başlıca sakıncaları şunlardır:
• Tanığın dikkatini yeterince toplamayabilir.
• Yemin işleminin hukuki ağırlığını azaltabilir.
• Tutanakta denetlenebilirlik sorunu doğurabilir.
• Kanuni metinden sapma nedeniyle usul itirazına yol açabilir.
• Yalan tanıklık bakımından caydırıcı etkiyi düşürebilir.
Özellikle tanık beyanının davanın sonucunu doğrudan etkilediği dosyalarda, bu sakıncaların önemi daha da artar. Çünkü tanığın güvenilirliği zedelenirse, mahkemenin maddi gerçeğe ulaşması da güçleşir.
Yargıtay Uygulaması
Yargıtay uygulamasında yemin kurumunun usulüne uygun işletilmesi önemsenmektedir. Yüksek Mahkeme, yemin şeklinin kanunda öngörülen sınırlar içinde kalması gerektiğini, bu işlemin yöreye, taraflara veya alışkanlıklara göre değiştirilemeyeceğini vurgulamaktadır.
Özellikle Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 2013/15908 E., 2014/23117 K. sayılı kararı, yemin şeklinin yöreye, taraflara veya örfe göre değiştirilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu karar, standart ve kanuni biçimde yapılan yemin işleminin önemini desteklemektedir.
Benzer şekilde Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2015/2620 E., 2015/2845 K. sayılı kararı, yeminin etkili olabilmesi için önce tanığın dikkatinin çekilmesi, sonra yemin formülünün aynen okunup tekrar ettirilmesi, ardından beyanın alınması ve nihayet tanığın beyanında ısrar edip etmeyeceğinin sorulması gerektiğini ifade etmektedir. Bu yaklaşım, yemin işleminin sıradanlaştırılmaması gerektiğini göstermektedir.
Ayrıca Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2017/171 E., 2020/2299 K. sayılı kararı, yeminsiz dinlenen tanık beyanlarının usulen yok hükmünde olacağını ve hükme esas alınamayacağını belirterek yemin kurumunun usul bakımından taşıdığı ağırlığı ortaya koymaktadır.
Bu içtihat çizgisi, yemin metninin özetlenerek değil, kanuna uygun ve mümkün olduğunca birebir uygulanması gerektiği yönündeki kanaati desteklemektedir.
Uygulamada Nelere Dikkat Edilmelidir?
Tanıklıkta yemin kurumunun amacına uygun biçimde işlemesi için şu hususlar önemlidir:
• Tanığa görevinin önemi açıkça anlatılmalıdır.
• Gerçeği söylemesinin hukuki ve cezai sonucu vurgulanmalıdır.
• Yemin metni kanundaki içerik korunarak açıkça kurulmalıdır.
• Mümkün olduğunca birebir tekrar ettirilmelidir.
• Yemin işlemi tutanağa açık biçimde geçirilmelidir.
• Yemin tamamlanmadan tanık beyanına geçilmemelidir.
• Ceza ve hukuk yargılamasındaki farklı metinler karıştırılmamalıdır.
• Tanığın beyanında ısrar edip etmediği gerektiğinde ayrıca sorulmalıdır.
• Uygulamada kısa ve alışkanlık hâline gelmiş kalıplardan kaçınılmalıdır.
• Her somut olay kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.
Sonuç
Tanıklıkta yemin, yargılamanın güvenilirliği açısından kritik bir usul güvencesidir. HMK ve CMK, yeminin nasıl yapılacağını açık biçimde düzenlemiş; yalan tanıklık ve yalan yere yemin için de cezai yaptırımlar öngörmüştür. Bu nedenle yemin işleminin kısaltılması, özensiz yapılması veya kanuni metinden uzaklaşılması doğru değildir.
Kanaatimce tanığa yemin metninin birebir ve açık biçimde söyletilmesi, hem mevzuata daha uygundur hem de sosyal psikolojinin ortaya koyduğu bilişsel çelişki ve davranışsal tutarlılık mekanizmaları nedeniyle yalan tanıklığı caydırma bakımından daha etkilidir. Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı da bu yönde olup, yemin şeklinin standart ve kanuna uygun olması gerektiğini desteklemektedir.
Sonuç olarak, tanıklığın belirleyici olduğu dosyalarda yemin usulünün dikkatle uygulanması gerekir. Her somut olay kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

