Tüm yazılar

Riskli Yapı Tespiti ve İtiraz Yolları

Riskli Yapı Tespiti ve İtiraz Yolları

Kentsel dönüşüm hukukunda en kritik eşiklerden biri, bir yapının “riskli yapı” olarak tespit edilmesidir. Çünkü bu tespit, yalnızca teknik bir rapor sonucu doğurmaz; aynı zamanda tapu kaydına belirtme işlenmesi, itiraz sürecinin başlaması, devamında tahliye ve yıkım işlemlerinin gündeme gelmesi ve nihayetinde taşınmaz üzerinde 6306 sayılı rejimin etkili biçimde uygulanması sonucunu doğurur. Bu nedenle riskli yapı tespiti, malik bakımından çoğu zaman sürecin en belirleyici aşamasıdır.

Özellikle son yıllarda uygulama yönetmeliğinde yapılan değişikliklerle birlikte, riskli yapı tespitinin bildirim usulü, itiraz süresi ve kesinleşme sonrası tahliye-yıkım prosedürü daha sistematik bir yapıya kavuşturulmuştur. Güncel rejimde artık yalnızca klasik tebligat değil; yapıya asma, muhtarlık ilanı, e-Devlet bildirimi ve Başkanlık internet sayfasında ilan gibi araçlar birlikte kullanılmaktadır. Bu durum, süreci hızlandırırken, maliklerin de ilan ve süre takibini çok daha dikkatli yapmasını zorunlu hale getirmiştir.

Riskli yapı tespiti bakımından temel çerçeve, 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği’nin 7. ve 8. maddelerinde çizilmektedir. Yönetmeliğin güncel düzenlemesine göre riskli yapı tespit raporu uygun bulunursa, yapı en geç on iş günü içinde tapu müdürlüğüne bildirilmekte; tespite ilişkin bilgiler yapıya asılmakta, maliklere e-Devlet üzerinden bildirim yapılmakta ve ilgili muhtarlıkta on beş gün süreyle ilan edilmektedir. Ayrıca muhtarlıkta yapılan ilanın son günü, ayni ve şahsi hak sahipleri bakımından tebliğ tarihi olarak kabul edilmektedir. Bu teknik detay, uygulamada belki de en kritik noktadır; çünkü itiraz süresi bu tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır.

Riskli yapı tespiti nedir ve malik bakımından neden önemlidir

Riskli yapı tespiti, bir yapının yıkılma veya ağır hasar görme riski taşıdığının teknik raporla ortaya konulmasıdır. Bu tespit, yapının bulunduğu alanın riskli alan veya rezerv yapı alanı olup olmamasından bağımsız olarak da gündeme gelebilir. Dolayısıyla bir bina, riskli alan içinde yer almasa bile münferit olarak riskli yapı statüsüne alınabilir. Hukuki sonuç bakımından önemli olan, raporun usulüne uygun hazırlanması, ilgili idare veya müdürlükçe kabul edilmesi ve tebliğ sürecinin başlamasıdır.

Malik açısından riskli yapı tespiti, yalnızca “binanın eski olduğunun söylenmesi” anlamına gelmez. Aksine, bu tespitin kesinleşmesi halinde süreç doğrudan tahliye ve yıkım aşamasına ilerleyebilir. Ayrıca daha sonraki safhalarda arsa bazlı karar alma, yeni uygulama modeli, paydaşların sürece katılımı ve taşınmazın geleceğine ilişkin tüm hukuki adımlar bu tespit üzerine inşa edilir. Bu sebeple riskli yapı tespiti aşamasında pasif kalmak, ileride çok daha sınırlı savunma imkânı ile karşılaşılmasına yol açabilir.

Kurumsal hukuk pratiğinde bu nedenle ilk yapılması gereken iş, riskli yapı tespit raporunun teknik ve usulî yönden ayrı ayrı denetlenmesidir. Raporun dayandığı inceleme yöntemi, adres ve bina kodu bilgileri, raporu hazırlayan lisanslı kuruluş, eksikliklerin giderilip giderilmediği ve yapının gerçekten tespit edilen teknik duruma sahip olup olmadığı baştan incelenmelidir.

Güncel uygulamada riskli yapı tespiti nasıl bildirilir

2024 sonrası güncel rejimde riskli yapı tespitinin bildirim usulü klasik tebligat anlayışından daha geniş bir yapıya sahiptir. Yönetmelik uyarınca riskli yapı tespitine ilişkin bilgiler içeren tutanak yapıya asılmakta, maliklere e-Devlet Kapısı üzerinden bildirim yapılmakta ve ilgili muhtarlıkta on beş gün süre ile ilan edilmektedir. Buna ek olarak yapı, Başkanlığın internet sayfasında da ilan edilmektedir. En önemli nokta ise, muhtarlıkta yapılan ilanın son gününün tebliğ tarihi sayılmasıdır.

Bu düzenleme, uygulamada iki önemli sonuç doğurur. İlk olarak malik, “bana posta yoluyla bir belge gelmedi” savunmasına her zaman güvenemez. İkinci olarak ise süre hesabı, fiilî öğrenme tarihine göre değil; mevzuatın tebliğ edilmiş saydığı tarihe göre yapılır. Bu nedenle muhtarlık ilanları, e-Devlet bildirimleri ve yapıya asılan tutanaklar malik bakımından ciddi hak kaybı riski taşır.

Nitekim Danıştay 6. Daire Başkanlığının E. 2020/5347, K. 2022/6573 sayılı kararı, riskli yapı tespitine karşı itiraz süresinin tebligat tarihinden itibaren işlemeye başladığını; tapu kütüğüne işlenen belirtmelerin ve tebligat sürecinin itiraz bakımından hukuki önem taşıdığını göstermektedir. Aynı doğrultuda Danıştay 6. Daire Başkanlığının E. 2019/2536, K. 2022/1327 sayılı kararı da, tespitin kesinleşmesi sonrası yıktırma sürecine ancak usulüne uygun bildirim ve itiraz aşamasından sonra geçilebileceğini ortaya koymaktadır. Bu kararlar, özellikle usul zincirinin kopuk olduğu dosyalarda malik lehine önemli bir denetim alanı sunar.

Riskli yapı tespitine kimler itiraz edebilir

Riskli yapı tespitine itiraz hakkı, herkes için açık bir başvuru yolu değildir. Güncel yönetmelik metnine göre itiraz, yapı malikleri veya kanunî temsilcileri tarafından yapılabilir. Malik sıfatı bulunmayan kişiler ile süresi içinde başvurmayanlar bakımından itirazın işleme alınmaması söz konusudur. Malik vefat etmişse, itirazın mirasçılar tarafından yapılması gerekir; aksi halde başvuru ehliyeti yönünden sorun doğabilir.

Bu sınırlama, yargı kararlarında da açık biçimde vurgulanmaktadır. Danıştay 13. Daire Başkanlığının E. 2022/1577, K. 2022/2596 sayılı kararı, riskli yapı tespitine karşı itiraz hakkının malik veya onların kanuni temsilcileri ile sınırlı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Aynı şekilde Danıştay 4. Daire Başkanlığının E. 2023/13731, K. 2023/6683 sayılı kararı da, süresinde yapılmayan itirazların ve malik sıfatına dayanmayan başvuruların işleme alınmayacağını göstermektedir.

Bu nedenle uygulamada sık yapılan hatalardan biri, kiracı, fiilî kullanıcı veya taşınmazla ekonomik ilişkisi bulunan ancak malik olmayan kişilerin, doğrudan riskli yapı itirazı yapabileceklerini düşünmeleridir. Oysa malik dışındaki kişilerin hukuki korunma yolları farklı olabilir; riskli yapı itirazı ise doğrudan malik veya kanuni temsilci ekseninde yürür.

Riskli yapı tespitine itiraz süresi kaç gündür

Güncel yönetmelik çerçevesinde riskli yapı tespitine karşı itiraz süresi on beş gündür. Bu süre, ilgili muhtarlıkta yapılan ilanın son gününden itibaren işlemeye başlar. Dolayısıyla uygulamada itiraz süresinin başlangıcı bakımından en önemli mesele, muhtarlık ilanının başlangıç ve bitiş tarihinin doğru tespit edilmesidir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, bu sürenin kısa ve hak düşürücü etki doğuran pratik sonuçlara sahip olmasıdır. Süre geçtikten sonra yapılan başvurular, kural olarak işleme alınmaz. Bu sebeple maliklerin, yalnızca raporun teknik içeriğine odaklanması değil; süre hesabını da mutlak surette doğru yapması gerekir.

İtiraz süresi bakımından Danıştay 4. Daire Başkanlığının E. 2023/13731, K. 2023/6683 sayılı kararı özellikle önemlidir. Kararda, riskli yapı tespitine karşı itirazın on beş gün içinde yapılacağı, süresi içinde yapılmayan başvuruların işleme alınmayacağı açık biçimde ifade edilmiştir. Bu karar malik lehine şu nedenle önemlidir: idare, süre geçti diyorsa önce tebliğ edilmiş sayılma sürecinin mevzuata uygun işletildiğini ispatlamak zorundadır. Malik aleyhine ise şu riski doğurur: süreyi fiilî öğrenmeye göre değil, mevzuatın öngördüğü ilan son gününe göre hesaplamak gerekir.

İtiraz nereye ve nasıl yapılır

Riskli yapı tespitine itiraz, yapının bulunduğu yerdeki Müdürlüğe; yetki devri yapılmışsa İdareye verilecek bir dilekçe ile yapılır. Bu yönüyle itiraz, mahkemeye açılan bir dava değil; öncelikle idari-teknik değerlendirmeyi tetikleyen bir başvuru niteliğindedir. Uygulamada dilekçeye teknik itirazları destekleyen rapor, fotoğraf, yapı bilgileri ve gerekirse uzman görüşü eklenmesi büyük önem taşır.

İtiraz dilekçesinin yalnızca “raporu kabul etmiyorum” şeklinde genel bir itiraz içermesi çoğu zaman yeterli değildir. Özellikle raporda kullanılan yöntem, numune alma biçimi, taşıyıcı sistem tespitleri, yapının gerçek durumu ile rapordaki bulgular arasındaki farklılıklar ve raporu düzenleyen lisanslı kuruluşun işlem sürecindeki eksiklikleri somutlaştırılmalıdır. Riskli yapı uyuşmazlıklarında teknik gerekçesi olmayan başvurular, uygulamada daha zayıf kalmaktadır.

Yönetmeliğin güncel 7. maddesi ayrıca, riskli yapı tespit raporundaki teknik inceleme eksikliklerinin belirli süre içinde düzeltilmesini de öngörmektedir. Bu da şu anlama gelir: bazı dosyalarda itirazın odağı, yalnızca “yapı riskli değildir” iddiası olmayabilir; raporun yöntemsel olarak eksik veya usule aykırı düzenlendiği de ileri sürülebilir.

İtirazı kim değerlendirir ve teknik heyetin rolü nedir

Riskli yapı tespitine karşı yapılan itirazlar, teknik heyetler tarafından incelenir. Güncel yönetmelik düzenlemesine göre itirazları değerlendirmek üzere Başkanlıkça gerekli görülen yerlerde teknik heyetler teşkil edilir. Yapının bulunduğu ilde teknik heyet kurulmamışsa itiraz dosyası, yetkilendirilmiş teknik heyetin bulunduğu ildeki müdürlüğe gönderilir.

Bu sistem, itirazın yalnızca idari evrak denetimi olmadığını; teknik uzmanlığa dayalı bir inceleme sürecini içerdiğini gösterir. Dolayısıyla malik açısından en etkili itiraz stratejisi, salt hukuki cümlelerden ziyade teknik eksiklikleri ortaya koyan bir içerik oluşturmaktır. Özellikle yapıdaki fiilî durum ile rapor bulgularının uyuşmaması, numune alma veya taşıyıcı sistem incelemesindeki sakatlıklar ve önceki raporlardan farklı sonuçlara ulaşılıyorsa bunun nedeni ayrıntılı biçimde incelenmelidir.

Kurumsal pratikte bu aşamada mühendislik desteği ile hukukî değerlendirme birlikte yürütülmelidir. Zira teknik heyet önünde ileri sürülemeyen veya somutlaştırılamayan teknik itirazların daha sonra yargı yolunda ispatı da zorlaşabilmektedir.

Riskli yapı tespiti kesinleşirse ne olur

Riskli yapı tespitine itiraz edilmezse veya itiraz reddedilirse, riskli yapı tespiti kesinleşir. Bu aşamadan sonra Müdürlük, gerekli tebligatların yapılmasını ve riskli yapının yıktırılmasını İdareden ister. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, riskli yapı tespitinin kesinleşmesinin otomatik olarak aynı gün yıkım anlamına gelmemesidir; ancak tahliye ve yıkım zinciri artık başlamış olur.

Güncel yönetmelik uyarınca tahliye ve yıktırmaya ilişkin tebligat da yine yapıya asma, maliklere e-Devlet üzerinden bildirim ve muhtarlıkta on beş gün ilan yöntemleriyle yapılır. Tahliyeye ilişkin işlem de muhtarlık ilanının son günü tebliğ edilmiş sayılır. Sonrasında idarece belli bir süre verilerek yapı maliklerinden riskli yapıyı tahliye etmeleri ve yıktırmaları istenir. Verilen süre içinde yükümlülük yerine getirilmezse, hizmetlerin kesilmesi ve kolluk desteğiyle tahliye-yıkım aşamasına geçilebilir.

Bu aşama malik bakımından hem mülkiyet hem kullanım hakkı açısından son derece kritik olduğundan, itiraz sürecinin kaçırılması çoğu zaman geri dönüşü zor bir durum yaratır. Bu sebeple riskli yapı tespiti kesinleşmeden önce teknik ve hukuki denetimin tamamlanmış olması gerekir.

Tahliye ve yıkım tebligatlarında usul hatalarının önemi

Riskli yapı tespiti kesinleştikten sonra başlayan tahliye ve yıkım süreci de ayrı bir hukuka uygunluk denetimine tabidir. Uygulamada en sık hata, maliklere verilen sürenin mevzuata uygun olup olmadığı ve tebligat zincirinin doğru işletilip işletilmediği noktalarında ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle riskli yapı tespitine zamanında itiraz edilmemiş olsa bile, tahliye ve yıkım işlemleri ayrıca incelenmelidir.

Bu konuda Ankara Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesinin E. 2024/1200, K. 2025/15 sayılı kararı önemlidir. Karar, tahliye ve yıkım için verilen sürelerin ve tebligat sürecinin somut dosya üzerinden denetlendiğini; ilk bakışta usulsüz gibi görünen bir işlemde, dosyadaki önceki tebligatların ve yapıya asma işlemlerinin dikkate alındığını göstermektedir. Bu karar malik lehine şu açıdan önem taşır: idarenin gerçekten mevzuata uygun bildirim yapıp yapmadığı denetlenebilir. Malik aleyhine ise şu riski doğurur: yalnızca son tebligata bakmak yeterli değildir; önceki tüm tebligat zinciri birlikte incelenir.

Yine Danıştay 2. Daire Başkanlığının E. 2021/10633, K. 2022/5679 sayılı kararı da, riskli yapı tespiti kesinleştikten sonra idarenin gerekli tebligatları yaparak yıktırma sürecini başlatacağını vurgulamaktadır. Bu karar, tespit aşaması ile yıkım aşaması arasındaki hukuki zincirin bir bütün olarak okunması gerektiğini göstermektedir.

Uygulamada en sık karşılaşılan itiraz sebepleri

Riskli yapı tespiti dosyalarında itirazlar çoğunlukla birkaç ana başlıkta toplanmaktadır. İlk grup, raporun teknik olarak gerçeği yansıtmadığı iddiasına dayanır. Yapının taşıyıcı sisteminin doğru incelenmemesi, numune alma veya ölçüm hataları, yapının fiilî durumunun rapora yanlış yansıtılması ve binanın tamamı yerine sınırlı bir kesit üzerinden sonuca gidilmesi bu kapsamdadır.

İkinci grup, usul hatalarına ilişkindir. Bildirimin mevzuata uygun yapılmaması, ilan süresinin hatalı işletilmesi, malik sıfatı olmayan kişilere dayalı işlem yapılması, eksik raporun tamamlanmadan işleme alınması veya teknik inceleme eksikliklerinin giderilmemesi gibi sebepler burada öne çıkar.

Üçüncü grup ise kesinleşme sonrası süreçle bağlantılıdır. Malikler bazen riskli yapı tespitine itirazı kaçırmakta; ancak tahliye ve yıkım tebligatında süre, usul ve yetki hataları bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu ayrım çok önemlidir. Çünkü riskli yapı tespitine karşı itiraz ile tahliye-yıkım işleminin iptaline ilişkin savunma, aynı şey değildir; fakat her ikisi de malik lehine hukuki denetim alanı doğurabilir.

Hukuki strateji bakımından ne yapılmalıdır

Riskli yapı tespitine ilişkin bir bildirimle karşılaşan malik açısından ilk yapılması gereken şey, ilan son gününü ve buna bağlı itiraz süresini net olarak tespit etmektir. İkinci adım, riskli yapı tespit raporunun ve eklerinin eksiksiz temin edilmesidir. Üçüncü adım ise teknik yönden inceleme yapılmasıdır. Bu üçü birlikte yürütülmeden sadece genel bir itiraz sunulması, çoğu dosyada yeterli koruma sağlamamaktadır.

İtiraz reddedilmiş veya süre kaçırılmışsa, süreç sona ermiş sayılmamalıdır. Bu durumda tahliye ve yıkım tebligatlarının usulü, verilen süreler, yapıya asma ve muhtarlık ilanının gerçekten yapılıp yapılmadığı ve idarenin sonraki işlemleri ayrıca denetlenmelidir. Özellikle kısa süre verilmesi, yanlış muhataba bildirim yapılması veya ilan sürecinin eksik işletilmesi hallerinde ayrıca yargısal denetim gündeme gelebilir.

Kurumsal yaklaşım bakımından en sağlıklı yöntem, riskli yapı tespiti dosyasını “teknik rapor + tebligat zinciri + süre hesabı + sonraki yıkım işlemleri” şeklinde dört katmanlı incelemektir. Yalnızca bir aşamaya odaklanmak, dosyanın diğer savunma alanlarını görünmez hale getirebilir.

Son değerlendirme

Riskli yapı tespiti, kentsel dönüşüm sürecinin başlangıç aşamalarından biri olmakla birlikte, çoğu dosyada en belirleyici hukuki kırılma noktasıdır. Çünkü bu tespitin kesinleşmesi, tahliye ve yıkım sürecini başlatmakta; daha sonra taşınmaz üzerinde uygulanacak tüm dönüşüm mekanizmalarının önünü açmaktadır. Bu sebeple maliklerin yalnızca raporun teknik yönüne değil, bildirim usulüne, ilan tarihine, itiraz süresine ve sonrasındaki tahliye-yıkım zincirine de birlikte bakması gerekir.

Güncel mevzuatın getirdiği sistem, süreçleri hızlandırmış; ancak buna paralel olarak ilan, e-Devlet bildirimi, yapıya asma ve muhtarlık ilanı gibi araçları hukuken daha etkili hale getirmiştir. Bu durum, maliklerin fiilî öğrenmeye güvenmek yerine mevzuatın öngördüğü bildirim rejimini aktif biçimde takip etmesini zorunlu kılmaktadır.

Sonuç olarak riskli yapı tespiti dosyalarında temel mesele, yalnızca “bina gerçekten riskli mi?” sorusu değildir. En az bunun kadar önemli olan husus, tespitin doğru usulle yapılıp yapılmadığı, itirazın süresinde ve ehil kişi tarafından sunulup sunulmadığı ve sonraki tahliye-yıkım işlemlerinin mevzuata uygun olup olmadığıdır.

Bu içerikler genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez. Somut dosyanız için büromuza başvurun.

Diğer Yazılar